Sayfa yükleniyor...
COMUHABER.COM - Çanakkale'nin En Güncel Haber Sitesi
ÇOMÜ Haber

Çanakkale Savaşları mı, Troia Savaşları mı?

Çanakkale Savaşları mı, Troia Savaşları mı?

Çanakkale çok şanslı bir kent. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan coğrafik konumu, buradan Ege adalarına ve Kazdağları’na uzanan kıyı şeridi ve dağlık bölgesiyle,  doğa ile tarihin, tarih ile mitolojinin, mitoloji ile savaşın, savaş ile barışın içiçe geçtiği bir kent.

Cumhuriyet ruhunun doğduğu Gelibolu Barış Parkı, dünya tarihinin en önemli kültür akslarından olan Troia Tarihi Milli Parkı ve doğa mirasının modern insanı utandıracak zenginlikteki Kazdağları Doğal Milli Parkı, birbirlerini tamalayan, bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.

Çanakkale’nin geleceği bu milli parklar ve bu parklar içinde geliştirilecek kültürel, turistik projelere bağlı. İşte bütün bu avantajların yanında bir de genç bir üniversitesi var. Üniversitenin Türkiye’nin pekçok yerinden gelen öğrencisi, öğretim elamanı var. Yani Çanakkale bir kentin sahip olabileceği her şeye sahip. Ancak sorun, bizlerin bu zengin mirası  yeteri kadar değerlendirip değerlendiremediğimizdir.

Son birkaç yıldır Geliolu Barış Parkı hak ettiği ve layık olduğu ilgiyi her alanda görüyor.

Ama Troia Tarihi Milli Parkı için bunu söyleyebilir miyiz?

Hiç sanmıyorum!

Ben bunun nedenlerinin kültürel ve tinsel olduğuna inanıyorum. Yani, Gelibolu ve Troia’yı bir bütün olarak algıla(a)mamaktan kaynaklanmaktadır bu yanılsama.

Bu konuda pek çok kez yazdım, ancak yine yazmak gereksinimi duyuyorum:

Çanakkale Savaşları’nı bilmeden Troia Savaşlarını anlayamazsınız, Troia Savaşlarını anlayamadan Çanakkale Savaşları’nı tam olarak kavrayamazsınız.

İki Savaş arasındaki benzerlikleri 2005 yılında düzenlenen   “90. Yıl Dönümünde Çanakkale Savaşlarını Düşünürken” isimli sempozyumda sunduğum bildiri ve daha sonraki yayında detaylı olarak yazmıştım.

Bu konuyla ilgili bazı noktaları yeniden ele almak istiyorum.

Eski Çağlardan günümüze kadar, Troia ve Troas, iki kıtayı birbirinden ayıran ve iki denizi birleştiren Boğazlar üzerinde bulunduğu için, ciddi bir jeopolitik öneme sahiptir. Bu bölge–antik dönemlerden bu yana- Ege Denizi’nden gelen gemilerin Çanakkale Boğazı önlerinde Beşik Koyu’nda günlerce, haftalarca ve hatta aylarca beklemesine neden olan sert  rüzgarlar ve akıntılarıyla ün kazanmıştır.  Bu durum özellikle yaz aylarında, Mayıs’tan Eylül’e kadar, belirginlik kazanmaktadır. Çanakkale Boğazı’nda seyrüsefer yapmanın zorlukları, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyesi’ de dahil olmak üzere pek çok gezgin ve denizcinin anılarında yer alan ve hatta yirminci yüzyılın sonuna değin vurgulanan bir gerçektir. Bu konuyla ilgili olarak Avrupalı denizciler için hazırlanmış deniz kılavuzu Black Sea Pilot’ta söyle ilginç bir bilgi geçmektedir; “Kuzey rüzgarı bazen o kadar uzun sürer ki Bozcaada kanalında veya diğer limanlarda uygun bir rüzgar bekleyen 200 veya 300 gemi görmek olağan bir hadise haline gelir. Gemiler güneyden gelen rüzgarı yakalasalar bile, bununla ancak bir limandan diğerine geçebilirler ve bu nedenle Marmara Denizi’ne ancak rotalarını kısa mesafeler katederek tamamladıktan sonra ulaşabilirler…”. Bu durum bir taraftan Troia’ya zenginlik ve güç getirirken diğer taraftan da savunma açısından bir güvensizlik oluşturmuştur. Bu nedenle Troa her zaman kendisini koruma gereksinimi duymuştur. Gerçekten de bu sebebe bağlı olarak tarihte pek çok Troia Savaşı olmuştur; bunlardan sonucusu ise 1915 tarihindeki Çanakkale Savaşları’dır.

Troia üzerindeki çekişmeler, Doğu-Batı arasındaki – Avrupa ve Asya arasındaki- siyasal çekişmelerle de benzerlik göstermektedir. Tarihte bu tip çatışmalardan daha çok epik model çerçevesinde bahsedilmektedir. Pers egemenliği dönemindeki Anadolu’da Doğu baskın durumdadır. Bu nedenle, Pers Kralı Kserkes M.Ö. 480’de güçlü ordusuyla Çanakkale Boğazı’nı geçmeden önce, Priamos’un kentinde İlion’un Tanrıçası Athena’ya bin adet kurban kestirmiştir. Bu durumun tam tersi, Büyük İskender’in M.Ö. 334’te Asya seferi sırasında da gerçekleşmiştir. İskender, Homeros’un destanında övülen Akhilleus’un kahramanlıklarından etkilenerek, Akhillues’un mezarında bir kurban töreni düzenlemiştir. Büyük İskender’in yandaşları daha sonra kendisinin onuruna yıkılmış olan İlion’u yeniden kurmuşlar ve tanrıça Athena için de, şu an sadece kalıntılarına rastlayabildiğimiz, Athena Tapınağını inşa etmişlerdir.

Ünlü denemeci Montaigne ise, “Makaleler” adlı eserinde;  Fatih Sultan Mehmet’in , Papa II. Pius’a göndermiş olduğu mektubunda, Türklerin, Troialılar soyundan geldiklerini ve Hektor’un öcünü almanın Türklerin sorumluluğunu olduğunu yazmıştır, diyerek bu konuya yeni bir boyut kazandırmıştır. Gökçeadalı (Imbroz) tarihçilerden Kritovoulus ise Sultanın Troia’yı ziyartet ettiğini ve Troialı kahramanlardan Akhilleus ve Ajax’ı andığını vurgulamaktadır. Kritovoulus ayrıca, Sultan’ın “Tanrı, uzun yıllar sonrasında bu şehrin ve bu şehrin sakinlerinin öcünü alma görevini bana verdi. Bunun için şehirlerini yakıp yıkan düşmanlarını boyunduruğum altına alacağım. Bu düşmanlar o dönemde, Yunanalılar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Peloponesyalılardı, onlar bu şehri yağmaladılar, ancak onların torunları, uzun yıllar sonrasında Asyalılara yapılan bu adaletsizliğin cezasını benimle şimdi ödediler.” Böylece İstanbul’un fethiyle Fatih sultan Mehmet ‘Troia’nın öcünü’ almıştır.! Fatih Sultan Mehmet bunu söylerken Doğu-Batı savaşında ibrenin artık Doğu’ya döndüğünü göstermiştir.  Melih Cevdet Anday’a da,  Çanakkale Savaşları’nın kahramanı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Dumlupınar zaferi sonrasında, nihayet Türklerin Yunanlıları mağlup etmeleriyle Troialıların öçlerini alındığının söylediğini, yazar.

Bütün bunlardan, Troia Savaşları ruhunun yüzyıllar boyunca canlı yaşamaya devam ettiğini görebilmekteyiz.

Fakat neden?

Türk askeri, Troia örenerinde harabelerin arasından Çanakkale Boğazı’ndaki düşman gemilerini gözetliyor.

Troia Savaşları’ndan, Çanakkale Savaşları’na kadar devam eden sürecin değişmeyen belli başlı unsurlarını şöylece sıralayabiliriz:

1-Her İki Savaşın Nedenler:

a) Tunç Çağı’nda, 2. bin olduğu gibi 3. binde de, bakır ve altın gibi, ana metaller, Balkanlardan ve Karadeniz bölgesinin kuzey ve güneyinden ve Kafkaslardan gelmekteydi ve özellikle kalay çok ciddi mesafeler kat edildikten sonra temin edilebiliyordu ve bu deniz veya kara ulaşımı sırasında da mutlaka Troas’tan geçmek gerekiyordu. Troia, stratejik olarak Akdeniz ile Marmara Denizi arasındaki su yolu olan Çanakkale Boğazı’nın, girişinde yerleşik olmasıyla ve Asya ile Orta Avrupa arasındaki deniz yolunu kontrol etmesiyle, önemli bir ticaret merkeziydi. Bir başka deyişle, Troa Savaşları para ve güç için yapıldı, Helen isimli kadın için değil.

b) Çanakkale Savaşları: Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Boğazı’nın zorlanması fikri ilk kez, İmparatorluk Savunma Komitesi sekreteri Albay Hankey tarafından ortaya konulmuştur. Kendisi bu durumu Memorandum’unda  şu şekilde belirtmiştir; “Seddülbahir Bölgesi tarihin akışında her zaman kilit bir role sahip olmuştur. İşte bu durum Troia’yı savaşların en moderni, İlyada’yı da modern stratejinin en iyi el kitabı yapmaktadır.”

Çanakkale Harekatının esas hedefi İstanbul’u ele geçirmek ve bu şekilde Almanya’nın müttefiki olan Osmanlı Devleti’ni yenilgiye uğratmaktı. Böyle bir harekat ile umulan, Mısır’ı muhtemel bir Osmanlı saldırısından korumak, Rusya’ya yardım etmek ve Balkan uluslarını, İtilaf Devletleri yanında savaşa sokabilmekti. Bu strateji, dönemin Birinci Deniz Lordu Winston Churchill tarafından ortaya atılmıştı. Söz konusu strateji, bir taraftan Churchill’in kuvvetli hırsı ve diğer taraftan Dışişleri Bakanı Kitchener ve Başbakan Asquith’in pasifliği sonucunda İngiliz Savaş Konseyi tarafından kabul edildi. Başlangıçta, bu saldırı sadece, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve İstanbul’a çıkış sağlayan Çanakkale Boğazı yoluyla, denizden yapılacaktı. 12 Mart 1915’te Amiral von Tirpitz, konuyla ilgili olarak, şunları yazmaktadır: “Çanakkale Harekatı sorunsalı Balkanları heyecanlandırmıştı. Bu tehlikeli bir durumdu: küçükü bir devletin ele geçirilmesi belki de savaşın tüm gidişatını etkileyecekti”. Yine 21 Mart’ta şunları eklemektedir: “Çanakkale Boğazı’nı zorlamak bizim için çok ciddi bir yenilgi olabilir… Hiçbir kozumuz kalmayabilir”. General Lundendorff ise Savaş Anılarında şunları açıklamaktadır: “Eğer düşman filoları Boğazları işgal ederek, Kara Deniz’i kumandaları altına alırlarsa, Rusya ihtiyacı olduğu savaş malzemeleriyle desteklenebilir. Doğu cephesinde savaş bundan böyle çok ciddi bir nitelik kazanır. İtilaf Devletleri bu şekilde, Güney Rusya ve Romanya’nın zengin mısır erzaklarına kavuşur ve Krallık bu şekilde eninde sonunda isteklerine kavuşur… Bu detaylar açıkça, Doğu Cephesi ve bizim topyekün durumumuz için Türk boğazlarının ve Osmanlı’nın önemini göstermektedir.

Açıkçası temel amaç bellidir: Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının kontrolünü elde etmek, ve bu şekilde Karadeniz’in komuta altına almak.

Her iki savaş için de Çanakkale Boğazı’nın stratejik konumu son derece önemlidir. Ve bu esas sebeptir.

2-Savaşların Tarafları:

a)Siyasal olarak Troia Savaşı –veya Çanakkale Boğazı’ndaki diğer bir savaş- Batı’nın Doğu’ya, Avrupa’nın Asya’ya karşı savaşıdır. Savaşın öyküsü, Homeros’un İlyada’sına ve diğer antik kaynaklara göre, iki temel düşmanı içermektedir.: Kral Agamemnon’un yanında yer alan Miken anakarasının birleşik kentleri karşısında Troia ve müttefikleri (Bunlar arasında  Lykialılar da vardır).

İlyada, Akhaların, Troia’ya çıkarma yaparken çok sayıda geminin varlığından ve bu gemilerdeki mürettebatların anayurtlarından bahseder. Ozan bu listeyi, daha Akhalar’ın ilk muharebelerinde ilerlemeleri öncesinde, Akhilleus’in öyküsünün içinde verir. Bu çerçevede 29 ayrı bölgeden gelen istilacıdan söz edilir ve her bir bölge ayrı bir coğrafi ve siyasal birim olarak verilir.  Agamemnon tüm seferin baş komutanlığını almıştır. Filo Boğaz bölgesine , Gökçeada (Imroz) ve Bozcaada (Tenedos) ve Troas kıyılarına doğru hareket etmiştir. Öncelikle ilk ani ve kuvvetli saldırıyla şehir düşürülmeye çalışılacak, ilk görüşmeler yapılacak, kuşatma başlayacak, ancak tüm beklentilere rağmen Troia’nın Anadolu’daki komşu bölgelerden gelen müttefiklerinin de yardımıyla yapılan inatçı direniş sonucunda uzun yıllar sürecektir. 10 yıl boyunca süren muharebeler sonrasında, Greklerin kent girmelerini sağlayan tahta at  ile, şehir yakılıp yıkılır.

Troia’nın düşüşünden bir süre sonrasında, Miken medeniyeti de çöküşe uğrar. 13. yüzyılın sonunda toplum geriler ve şaşalı saraylar sanki bir daha hiç inşa edilmeyeceklermiş gibi ortadan kalkar.

b )Çanakkale Savaşları:

Bu savaşlar da Doğu ile Batı arasındaki mücadelenin sonucudur. Binlerce yıl sonra hemen hemen aynı kader tekrarlanmıştır: Çanakkale Savaşları pek çok çelişkiyi içinde barındırır: dünyanın geniş yelpazesine karşı, savaş alanlarının boyutu, sınırlı muharebe zamanına karşı verilen çok büyük kayıplar; kolay görünen hedefe karşılık beklenmeyen sonuçlar. Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları kendine özgüdürler. Bu muharebelerin siyasal beklentileri ve stratejik hedefleri de kendilerine özgüdür. Asırlık rüya olan İstanbul’u ele geçirmek, Rusya’ya bir yardım kanalı açacak ve Çanakkale’de yeni bir cephe Osmanlı’nın dikkatini dağıtarak, enerjisini Süveyş Kanalı ve İran Körfezi’ne yoğunlaştırmasına engel olacaktır. Bir diğer deyişle Çanakkale Harekatı, “Yeni Haçlılar”ın 20. yüzyıl versiyonu ile gerçekten yüksek çıkarı hedefleyen parlak bir stratejik girişimin kesişimidir.

12 Şubat 1915 tarihinden itibaren , İngilizler ve Fransızlar, Çanakkale Boğazı girişindeki kalelere saldırmışlardır. Saldırı uzun mesafeden bombardıman ile başlamış daha sonra kısa mesafeden ağır top ateşiyle devam etmiştir. Bombardımanın sonucunda, Çanakkale Boğazı’nın çıkışındaki kaleler Türklerce terk edilmiştir. Mayın tarayıcılar Boğazın daha iç bölgelerine girmiş ve 6 millik bir Alana kadar ilerleyerek, bu bölgeleri mayından temizlemişlerdir.

18 Mart günü 18 savaş gemisi Çanakkale Boğazı’na girmiştir. Filoda, İngiltere’den Queen, Elizabeth, Lord Nelson, Agamemnon (bu isim benzerliğinin oldukça ilginç), Inflexible, Ocean, Irresistible, Prince, George ve Majestic, Fransa’dan Gaulois, Bouvet and Suffren katılmıştır. Irresistable ve Ocean batar. Bu iki gemideki pek çok kişi kurtarılmış, İtilaf filosu Boğazda geri çekilirken, 700’ün üzerinde mürettebat hayatını kaybetmiştir. Saldırının sonunda, toplam 3 gemi batmış ve 3 gemi de ciddi biçimde hasar görmüştür.

Yunan ordusunun komutanları Kitchener’i bilgilendirerek Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirmek için 150,000 askere ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Lord Kitchener bu talebe karşılık bu sayının sadece yarsının gerekli olduğunu iletmiştir. Kitchener, tecrübeli İngiliz 29. Tümenini, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransız kolonilerinden gelen birlikler birlikte Limni adasına sevk ettirmiştir.

Saldırı 25 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir ve Kaba Tepe olmak üzere iki kumsalı hedeflemiştir. Diğer bir ana çıkarma 6 Ağustos’ta Saroz körfezi’ne düzenlenmiştir. Ancak, Gelibolu Yarımadasını Türklerden temizleme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ağustos’un sonunda  İtilaf Güçleri 40,0002in üzerinde asker kaybettiler. General Ian Hamilton 95,000 kişi daha talep etmiş, ancak, Winston Churchill de kendisini desteklemesine rağmen, Kitchener bölgeye daha fazla birlik göndermeye yanaşmamıştır.

14 Ekim’de Hamilton’ın yerine General Munro getirilir. 3 Cephenin incelemesini tamamladıktan sonra Munro Yarımadadan çekilmeyi önerir. 2 hafta sonra yarımadaya gelen Lord Kitchener de 105,000 askerin adadan çekilmesi gerektiğini belirtir. Boşaltma operasyonu Saroz Körfezi’nde 7 Aralık’ta başlar. Son asker Sedüülbahir’i 9 Ocak 1916’da terk eder. [1]

Saroz’daki Türk zaferinden sonra,  Mustafa Kemal artık bir kahramandır. Anadolu’nun her köşesinde savaşan Türkler için Çanakkale Savaşları’ndaki mücadelesi ve adı moral ve cesaret demekti. İtilaf askerleri adını bilmemelerine rağmen, Mustafa Kemal’i takdir etmişlerdir. Hatta Ian Hamilton bile günlüğünde, kendisini şaşkınlığa uğratan Türk komutanının yeteneklerinden bahsetmektedir.

Savaşın sonuçları ise gerçekten üzücüdür: savaşta hayatlarını kaybedenler yüz binlerle ölçülmektedir, Dünya Savaşı iki yıl daha uzamıştır, İmparatorluklar sona ermiş (Osmanlı ve Rus) ve yeni ulus devletler kurulmuştur.

3- Muharebelerin İçinden :

-Çanakkale savaşları’ndaki başarısızlık Londra’da siyasal bir krize neden olmuştur; yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuş ve Churchill Birinci Deniz Lord’luğundan alınmıştır. Yeni kabine konu ile ilgili bir komite oluşturmuştur. Komite, Gelibolu Yarımadası’ndaki kilitlenmeyi çözmek için, İtilaf Güçlerinin arttırmasına karar vermiştir. 19 Mayıs’ta Türkler Anzak Cephesi’ne çok büyük bir karşı saldırı düzenlerler. Anzaklar siperlerinde kalırken, akşam olduğunda binlerce Türk askerlerinin cansız bedenleri siperler arasında kalır. İki tarafa ait ölü bedenler sıcaktan dolayı çabucak çürümeye başlarlar ve 24 Mayıs’ta ölüler gömülmesi amacıyla kısa bir ateşkes yapılır. İşte bu 9 saat boyunca iki taraf ilk kez hepsinin insan olduklarını fark ederler ve aralarında bir yakınlaşma doğar. İngiliz subayı Herbet günlüğünde bu nadir olayı şöyle detaylandırıyor:

“ Bizimkiler Türklere sigara verdi ve Kraliçe Posta merkezinin ötesindeki durum yerindeydi… Cenazelerin gömülmesi nerdeyse bitirilmişti. İki tarafta oldukça marifetliydi…

Daha sonra ise yamacın sonuna geldim. Bir düzüne Türk çıktı ortaya. Onlara selam verip, beni yarın vurabileceklerini söyledim. Bir koro gibi yüksek bir sesle: Allah göstermesin! Dediler. Arnavutlar gülerek, şaka yaptılar ve dediler ki: Sizi hiçbir zaman vurmayacağız. Daha sonra Avusturalyalılar gelmeye başladılar ve dediler ki: Uğurlar olsun, güle güle gidin, güle güle gidin”. Sonra ise hepsine siperlerine gitmelerini söyledim ve hiç düşünmeden Türk siperlerine gidip, onlardan ıcten bir selam aldım…” (Colonel A. Herbert)

-Troia kenti kendi yaşlılar konseyini toplar,  Helen  ve Grek hazinelerinin geri verilmesi gerektiğini, çünkü anlamsız bir savaş yaptıklarını bleirtirler. Fakat Paris bunların hiçbirini kabul etmez- hazineleri geri vermeyi kabul etmesine rağmen Helen’i geri vermeyecektir. Priamos, ölülerini gömmeyi sağlayacak bir ateşkes önerisi ile birlikte, bu fikri Yunanlılara iletmeyi kabul eder.

“Gün yeniden vurdu tarlalar

ağır akan derin Okeanos’tan

göğe doğru yüksele yüksele.

Hepsi geldi gene karşı karşıya,

Her yiğidi bir bir tanımak çok zordu.

Yıkadılar suda kanlı bedenleri,

Sıcak göz yaşları döke döke yıkadılar,

Sonra yükledirler arabalar.

Ulu Priamos, Troyalılar ağlasın istemedi.

Sessiz soluksuz yığdılar ölüleri odunların üstüne,

Acıyla doluydu yürekleri.

Ateş yakıp döndüler kutsal İlyon’a” (İlyada. VII. 422-429)

İki savaş arasındaki bu ve benzeri özellikler bir kitaba konu olacak kadar fazladır.

Savaşların sona ermesinden uzun zaman sonra insanlar savaşın coğrafyasını ziyaret etmeye başlarlar. Tarih artık turistik bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Şu anda bu coğrafyada iki milliparkımız var: Troia ve Gelibolu Milli Parkları.Troia Savaşları’nın kahramanlarının mezarları özellikle Grek ve Roma dönemi anlamında çok önemli bir turistik çekiciliğe sahip olmuştur. Troia Milli Parkı içinde, Helenist dönemden kalma ve Troia Savaşları’nın kahramanlarına adanan 30 den fazla tümülüs vardır.

Gelibolu Yarımadası Milli Parkı  içinde ise 47 Türk ve 34 İtilaf mezarlığı ve anıtı vardır. Resmi kutlama törenleri haricinde, Çanakkale ve Troia Milli Parklarına, çok sayıda resmi ve özel, gruplar ve kişiler kutlama ziyaretleri düzenlemektedirler.

Bölge üzerinde kişisel tecrübeye sahip olmasıyla savaş muhabiri olarak görev yapan, John Buchan, İtilaf Güçlerinin yarımadayı boşaltmalarıyla ilgili olarak daha ciddi bir değerlendirme yapmaktadır, ancak O da Homeros’un değerlendirmeleri paraleline karşı da çıkmamaktadır: “Çanakkale Boğazı boyunca, Troia’nın yeşil ovasında, antik dünya savaşlarının en ünlüsü yapıldı. Eğer Karamedners kıyıları mücadele eden ümitsiz kaderiyle mücadele eden erkekler gördüyse, Hacı Baba tepeleri ve Helles kıyılarıda gördü. İnsanların geçimsizliğini tanrılarlarla ilişkilendiren gelenek devam etmiş ise, İngiliz askerlerini kurtarılmasıyla ortaya çıkan mitolojiler nasıl bir mitolojiydiler? Troia’da olduğu gibi, Poseidon kendi çocukları için çarpıştığı anlatılagelmektedir.”

Troia’yı bugün ziyaret edenler, bu fikirleri, Çanakkale Boğazı’ndan  Seddülbahir’deki İngiliz, Fransız ve Türk Savaş Anıtlarına baktıklarında görebilmektedir.

İki savaşın benzerliklerini daha çoğaltabiliriz. Ama buna gerek olduğunu hiç sanmıyorum.

Şimdi yazının başında sorduğumuz soruya geri dönelim:

Çanakkale Savaşları mı –  Troia Savaşları mı?

İkisi de, geniş anlamda Dünya Tarihi, dar anlamda Çanakkale Tarihi’ni bütünleştiren, birbirini daha da anlamlandıran olaylar, çoğrafyalardır.

İkisine de hakettiği ve layık olduğu ilgiyi göstermek boynumuzun borcudur!!!



 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ÇOMÜ Haber 22 Eylül 2018, Cumartesi