Sayfa yükleniyor...
COMUHABER.COM - Çanakkale'nin En Güncel Haber Sitesi
ÇOMÜ Haber

Siyasi Gökdelen olmak

Siyasi Gökdelen olmak

Orta Asya’dan Anadolu’ya,  uygulamada birçok değişiklikler gösterse de genel anlamda ve felsefi boyutta Türk ordu anlayışının değişmediği malumdur. Ordu millet olarak ifade edilen göçebe Türk yaşantısının doğayla mücadele zorluğunun askeri yapımıza verdiği  amatör ruh ve fıtrattan kaynaklandığını düşünmemizi sağlayan, bu tarihsel ve coğrafi kaynaklı yapı, binlerce yıldır bozulmadan devam etmiştir. Değişen coğrafyaların, yeni meskenlerimizde askeri yapımıza eklediği değişiklik ve kültürel etkileşimin verdiği doğal  değişim, bazı farklılıklar yaratsa da, özü itibariyle  hep korunmuştur.

Bir  Yunanlının askeri hayata bakışı ile bir Türkün bakışı arasında ki genel farkta, coğrafyanın ve komşu medeniyetlerin etkileme oranından kaynaklanmaktadır. Bu etki sadece Türk milletinin askeri ruh haline değil, daha birçok uygarlığın değişmesinde de sebeptir. Binlerce yıldır tüccar millet olarak bilinen Yahudi toplumlarının, günümüzde ki askeri gelişmişliği de Ortadoğu ve komşu Arap medeniyetinin Yahudi toplumuna bakışıyla yakından ilişkilidir.

Geleneksel yapısı ve alışkanlıkları itibariyle ücretli askerliğe oldukça uzak Türk milletinin çıkarılan her bedelli yasasıyla, haftalar süren tartışmalara girmesi şaşılacak bir durum değildir. Vicdani red tartışmasını açarak, yeni bir cephe açmanın mutluluğu ve heyecanıyla nereye saldıracağını bilemeyen kraldan daha çıplak olan arsızların, ordu üzerinde tepinmeleri şaşılmayacak bir ritüel olmuştur.   Ekonomik ve belki de askeri bir gereklilikten olmuş olsa da, ülkenin genel siyasi haritasının A.B odaklı olması, çıkarılan her kanunun belli bir süre hazmedilememesinin nedenidir. Bu tarz ordu ile ilgili adımların, ordu-siyaset çekişmesi yapılmadan ve her iki kurumunda asli sahibi olan millette taraf olma duygusu oluşturmadan yapılabilmesi en çok istenen durumdur. .Zira milletimiz de ki ordu ve demokrasi anlayışı son dönem davalar ve soruşturmalar zarar verse de hala aynı yüceliktedir. Ordunun Türk ulusunun gönlün de ki yeri, başka ulusların filmlerle ve propagandayla oluşturmaya çalıştığı değer algısının çok üzerindedir. Bu algının ve orduya olan ruhsal bağlılığın değişmesi de mümkün değildir. Bu sabit fikirlilik Türk milletinin militer anlayışından ve isteğinden değil,  çoğu yakın dönemden hatırlanan  yok olma korkularından kaynaklanmaktadır. Daha bir iki nesil önce tüm dünya önünde masaya yatırılmış  bir kurban olan Türk halkı, bünyesinden çıkarttığı kendi ordusuyla ayakta kalmıştır. Bilinmesi gereken, bu algının orduya bu korkuyu canlı tutarak yönetsel hak vermemesi olduğu gibi, geçmişte kalan bu riskin orduyu zayıflatacak bir unutkanlığa dönüşmemesidir. Türk Ordusunun siyasete karışması istenmeyen ve yapılmaması gereken bir hatadır, zira bu müdahaleler –darbeler tarihi göstermiştir ki-siyasilerden çok  milletin kendisine zarar vermiştir.

Türk milleti gökdelen kültüründen gelip apartman sakinliğine hemen alışacak bir yapıya sahip değildir. Osmanlı gibi çok katlı ve karmaşık bir cihanşümul medeniyeti, daha öncesinde Selçuklu ve Hun devletleri gibi ufku ve ideali çok geniş devletleri, asırlarca yönetmiş bir ulus olarak, dar ve korunaklı yapılanmaları millet olarak kusmuş bir geçmişe sahibiz. Misakı Milli algısını olduğundan farklı algılayıp Hakkari’nin doğusuna taşıyamayan, Edirne’den dışarı bakmaya korkan bir dış politika, tarihimize ve kültürümüze ters bir algıdır. Dış dünya ve Türkler ile ilgilenmek, bu tarz cümlelere alerjisi olanlar tarafından işgalci zihinler olarak görülse de, reel politik algıya sahip beyinler tarafından kültür hinterlandımıza sahip çıkmak olarak bilinmektedir. Sözde medeni tarihe sahip devletler,  dış siyasetlerini, liberal  ekonomik yapıları nedeniyle yüzyıllardır  sömürü pusulasıyla yönetmişleridir. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk algısı; İngiltere ve Fransa gibi devletlere,  din, kültür ve tarih olarak hiçbir ortak noktası bulunmayan coğrafyalara gitme  ve sömürme cesareti vermiştir. Sömürüyü  önce dinen, sonra milli kültürü gereği  bünyesinde tutmayan Türk ulusunun dış politik çizgisi, mutlaka daha cesur ve cüretkâr olmalıdır. Bunun ön koşulu caydırıcı güce sahip bir ordu ve ekonomi ile mümkündür.

Unutulmaması gereken bir diğer nokta, işgalci yaftasıyla saldırılan Türk ordusu, son iki yüzyıldır meşru müdafaa dışında bir dış müdahalede bulunmamış, sömürü zihniyetli batılı orduları, Çanakkale’den, Sakarya’dan, Dumlupınar’dan kovmakla uğraşmıştır. Tarihi katliamla örülü devletlerin, Türk ordusuna  işgalci ve katliamcı yalanını benimsetmeleri, kendilerine medeni değerini verebilmeleri kadar zordur.

Türkiye’ye karşı oynanan tüm oyunların, Türk ordu yapısının varlığıyla korkuya kapılmaları boş bir telaş değildir. Tarihi gizleyip değiştirseler de, Türk ordusunun sağlam yapısı milletten gelen iman ile hala diridir. Bedelli uygulaması ve iç dinamiklerden kaynaklı daha bir çok uygulama milli politik çizgiden ayrılmamak şartıyla doğaldır. Yapılmaması gereken bölgede ve dünyada güven unsuru patentini almış bir ordunun, yıpratılmadan korunmasıdır.

İnsani değerlere sahip her yüreğin isteği, devletlerin ve halkların savaş meydanlarında değil  barış sofraların da karşılaşmalarıdır.’’Bir kez gönül kırdın ise şu kıldığın namaz değil’’ diyen ve buna iman eden bir milletin de savaşı arzulaması mümkün değildir. Ancak ‘’Su uyur düşman uyumaz’’ dedirtecek kadar da tarihi acılara maruz kalmış bir ulusun da ordusunu korumaması, ahmaklık derecesin de iyi niyet olur. Bu iki hayat algısı arasında ki  bir askeri  yapıyı korumakta, yine bu milletin mensuplarının borcudur. Dünyayı ve ülke gelişmelerini iki renkten görmek, beyaz değilse mutlaka siyahtır demek, çoğu şeyde olduğu gibi asker- siyaset  bakış açısını da daraltır. Griyi algılayıp içinde ki beyazlığı görmek, siyahları da ayıklamanın ön şartıdır. Türk milletinin insani farklılıklardan gördüğü zarar ortadayken, kurumsal farklılık ve güç yarışına ayıracak zamanı ve enerjisi yoktur. Zira bir olmayı bekleyen büyük bir Türk-İslam coğrafyası vardır.

Bizden beklenen, müstakil ev huzurunda, bahçemize giren haşerelerle uğraşıp günü kurtarmak değil, eski gökdelen ihtişamıyla yükselip, farklılıkları barış içinde yaşatan dünya devleti olmaktır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ÇOMÜ Haber 21 Eylül 2018, Cuma