Sayfa yükleniyor...
COMUHABER.COM - Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Haberleri
ÇOMÜ Haber

Yeni İlahiyat Programı Üzerine

Yeni İlahiyat Programı Üzerine

Son günlerde basınımızda YÖK’ün İlahiyat Fakülteleri programında yaptığı radikal değişiklikleri konu edinen çeşitli yazılar yayınlanıyor. Yazıların hemen hepsinin öncelikle tenkit ettiği husus, Felsefe derslerinin azaltılması. Gerçekten de YÖK’ün son programına baktığımızda durumun vahameti bütün açıklığıyla kendisini gösteriyor. Felsefe Tarihi ve Felsefe’ye Giriş dersleri kaldırıldığı gibi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’ndeki derslerin kredilerinde yarı yarıya denilebilecek bir indirime gidilmiş. Oysa ilim erbabının ittifak ettiği bir husus vardır ki o da Felsefe ve Felsefe Tarihi bilinmeden, felsefî düşünce kavranmadan insanlık tarihinin ve insanın en büyük manevi tecrübesi olan din olgusunun bilinemeyeceğidir. Kur’an’ın düşünmeye sevk eden yüzlerce ayetini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Bunun yanında aynı bölümdeki Anabilim Dalları, İslam Felsefesi ve Din Bilimleri şeklinde ikiye indirgenmiş. Daha önce her biri müstakil birer Anabilim Dalı olan Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi, Din Felsefesi ve Din Eğitimi, Din Bilimleri Anabilim Dalı altında bilim dalı seviyesine indirgenmiş. Söz gelimi Dinler Tarihi, sahanın uzmanlarına göre bir Anabilim Dalını da aşacak ve ayrı bir bölüm olacak özellikte çok geniş bir alan iken bilim dalı seviyesine indirgenmesi gerçekten çok büyük bir handikap. Benzer durum söz konusu diğer bilimsel disiplinler için de geçerli. Bunun bir diğer anlamı bu bilimsel disiplinlerde artık müstakil olarak Yüksek Lisans ve Doktora programlarının açılamayacağı, bu programların ancak bölüm olarak açılabileceği. Bu da bilimsel hayatımıza vurulan büyük bir darbe demek.

Durum böyle olunca, bu değişiklikleri yapan değerli hocalarımızın zihinlerinde Felsefe ve Din Bilimleri ile ilgili bir problem var gözüküyor. Aslında bu durum topyekûn bir dünya görüşünün, dînî ve İslâmî algının, hayata bakış açısının bir yansıması. Aynı şekilde bu durum 28 Şubat dönemi uygulamalarının tersinden bir izdüşümü olarak kendisini gösteriyor. Nitekim Müslüman Türk halkının büyük acılar yaşadığı 28 Şubat döneminde YÖK, tersinden yaklaşımla Temel İslam Bilimleri Bölümü’nü zayıflatıp Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nü güçlendirme yoluna gitmişti. Şimdi yapılansa neredeyse tersinden bunun aynısı.

Kaldı ki Temel İslam Bilimleri ile İslam Tarihi ve Sanatları Bölümlerinin programları ile de oynanmış. Söz gelimi Tefsir Tarihi ve Usulü kaldırılmış, yerine Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulü konmuş. Aynı şekilde Hadis Tarihi ve Usulü kaldırılmış, yerine Hadis İlimleri ve Usulü konmuş. Yani bir şeyin tarihi okunmadan onun ilmi ve usulü okunacak. Yine İslam Hukukuna Giriş kaldırılmış, İslam Hukuk Usulü’nün kredisi arttırılmış. Mezhepler Tarihi ve Kelam aynı Anabilim Dalı şeklinde birleştirilmiş. Ülkemizde Alevî açılımı yapılırken ve özellikle Orta doğuda mezhep eksenli yapılanmalar ve mücadeleler olurken Mezhepler Tarihi’nin müstakil bir Anabilim Dalı halinden çıkarılması son derece sakıncalı. Bunun yanında Ahlak ve Ahlak Felsefesi ile ilgili bir dersin olmaması da yetiştireceğimiz nesillerin, buna bağlı olarak da ülkemizin geleceği açısından büyük bir risk oluşturuyor. İbretlik bir garabetle de İslam Sanatları Tarihi ve Türk Din Musikisi dersleri iki kredilik dersle tek ders haline getirilmiş. Programa genel olarak bakıldığında Kur’an Okuma ve Tecvid, Tefsir, Hadis ve Fıkıh dersleri sadece teorik boyutuyla önemsenmiş gibi gözüküyor. Bu durumuyla İlahiyatların sanki Yüksek İmam Hatip Lisesi olması hedefleniyor gibi bir algı oluşuyor. Çünkü gidişat o yöne doğru.

Aslında bu değişikliğin sürpriz olmadığını belirtmek gerekiyor. Neredeyse bugün yaşadıklarımızın aynısının Osmanlı’nın sonlarına doğru tartışıldığını ve yaşandığını da görüyoruz. Yani aslında tarih bir defa daha tekerrür ediyor. Zira birçok araştırmacı, bilim insanı ve akademisyen, Osmanlı’nın geri kalmasının en önemli sebeplerinden birisinin medreselerden Felsefe ve Fen derslerinin kaldırılıp Tefsir, Hadis, Fıkıh vb. temel ilahiyat ilimlerinin bırakılmasını gösteriyor. Bu derslere kimsenin itirazı yok, olamaz da. Bu ilimler elbette çok önemli ve olmazsa olmazı oluşturuyor. Ancak Felsefe tandanslı derslerin olması da olmazsa olmazın bir parçası. Zira Felsefî bilimler taassubun panzehiri durumundadır ve bu bilimlerin yetersizliği taassubun, ön yargının, sabit fikrin oluşmasına sebebiyet verecektir.

Osmanlı’nın dev alimlerinden Katip Çelebi (ö.1657) “Mîzânu’l-Haq fî İhtiyâri’l-Ehaq/En Doğrunun Seçiminde Hak Terazisi” (Haz. O. Şaik Gökyay, İstanbul, 1980) adlı, Osmanlı uleması arasında tartışılan ilmi meseleleri konu edindiği eserinde bu duruma değiniyor. Kitabının hemen Giriş’inde (s. 17-24) “Akla dayanan ilimlerin gerekli olduğu” konusunu ele alıyor. Katip Çelebi’nin bu Giriş’teki şu ifadelerini değerli okurlarımızın ibret nazarlarına sunuyorum:

“Lakin nice boş kafalı kimseler İslamlığın başlangıcında bir maslahat için ortaya konan rivayetleri görüp cansız taş gibi -akıllarını kullanmadan- salt taklid ile donup kaldılar. Aslını sorup soruşturmadan red ve inkar eylediler. Felsefe ilimleri diye kötüleyip yeri göğü bilmez cahil iken bilgin geçindiler”.

“Fatih Sultan Mehmet Han Medaris-i Semaniye’yi (Fatih medreselerini) yaptırıp kanuna göre iş görülüp okutulsun diye vakfiyesinde yazmış ve Haşiye-i Tecrid ve Şerh-i Mevakıf (Kelam/İslam Düşüncesi ve Felsefe’ye dair iki eser) derslerinin okutulmasını bildirmişti. Sonra gelenler bu dersler felsefiyattır diye kaldırıp Hidaye ve Ekmel (Fıkh’a/İslam Hukuku’na dair iki eser) derslerini okutmayı akla uygun gördüler. Yalnız bunlarla yetinmek akla uygun olmadığı için ne felsefiyat kaldı, ne Hidaye, ne Ekmel. Bununla Osmanlı ülkesinde ilim pazarına kesat gelip bunları okutacak olanların kökü kurumaya yüz tuttu.”

Katip Çelebi aynı eserinde Hendese (Matematik/Geometri) bilen Müftü ve Kadı ile Hendese bilmeyen Müftü ve Kadı’nın hikayesini de anlatır (s.21-22). Kadı hikayesine göre bir kimse boyu ve eni yüz zira (bir uzunluk ölçüsü) olan bir tarlayı başkasına satıp teslim edeceği zaman boyu ve eni ellişer zira olan iki tarla verir. Aralarında anlaşmazlık olunca önce Hendese bilmeyen bir kadıya giderler. Kadı satışın doğru olduğuna hükmeder. Sonra Hendese bilen bir kadıya giderler. Kadı satıcının hakkının yarısı olduğunu söyler ki doğrusu da budur. Çünkü eni boyu yüzer olan tarlanın yüz ölçümü 10 bin iken ellişer olan iki tarlanın yüzölçümü yarısı olan 5 bindir ki bunu tespit etmek için Hendese bilmek gereklidir.

Katip Çelebi bu örnekle sadece din ilimleri kabul edilen Temel İslam bilimleriyle yetinmenin yeterli olmadığını, Felsefenin yanında Fen bilimlerinin de öğrenilmesinin zorunlu olduğunu göstermek ister. Aynı yerde (s.22-23) Kur’an’ı anlamak için Astronomi, coğrafya ve matematik gibi müsbet/pozitif ilimlerin bilinmesine de ihtiyaç olduğunu örnekleriyle anlatır.

Bütün bu açılardan bakıldığında YÖK’ün son yaptığı değişikliklerin ne kadar anlamsız ve zararlı olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. İlahiyatlar bu yeni programla gidecek olursa bunun sonu belirli bilgileri ezberleyen, düşünme ve fikir üretme yeteneğinden mahrum kalan nesiller üretmektir. Böylelikle skolastik zihniyetin içine hapsolmaktır. Bu da İslam’a ve Müslümanlara yapılacak en büyük kötülüktür. Bunun müsebbibinin de İslam’ın ve Müslümanların üzerinde büyük bir baskı ve zulüm oluşturan 28 Şubat’ın yargılandığı bu günlerde 28 Şubat zihniyetine alternatif bir YÖK yönetimi olması büyük bir ibrettir.

Nitekim YÖK’ün hazırladığı alternatif YÖK Kanunu da yine fırtınalar koparmış ve akabinde rafa kaldırılmıştı. Hemen herkes, “yapılacak değişiklikler bunlarsa hiçbir değişiklik yapılmadan olduğu gibi kalsın bundan daha iyi”, demişti. Yeni İlahiyat programı için de aynı şeyi söylüyorum. Yapılan değişiklikler bunlarsa hiçbir değişiklik yapılmadan eski durumu ile kalsaydı bundan daha iyiydi. Bu yüzden vakit geç olmadan YÖK bu kararından vaz geçmeli ve İlahiyat programları üzerinden elini çekmelidir. Yoksa ilahiyatların geleceği bu durumuyla iyi gözükmüyor. Adı İslami İlimler Fakültesi olan Yüksek İmam Hatip Liseleri yolda gözüküyor. Nihayetinde Katip Çelebi’nin, “sonuçta ne felsefiyat kaldı, ne Hidaye, ne Ekmel” dediği gibi sonuçta ne İlahiyat kalacak, ne Felsefe ve Din Bilimleri, ne de Temel İslam Bilimleri. YÖK kendisiyle beraber hem ilahiyatları hem de üniversiteleri YOK edip gidecek.

Allah encâmımızı hayreylesin. Yüce Allah’a emanet olunuz.

3 Yorum

  1. Yaşar Üner 10 Eylül 2013 Cevapla
    • yaşayan osman lı 11 Ekim 2013 Cevapla
      • Yaşar ÜNER 12 Kasım 2013 Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ÇOMÜ Haber 13 Haziran 2021, Pazar