Sayfa yükleniyor...
COMUHABER.COM - Çanakkale'nin En Güncel Haber Sitesi
ÇOMÜ Haber

Doç.Dr. Kavak: “Kırımda Tacizler Hat Safhaya Varmıştır.”

Doç.Dr. Kavak: “Kırımda Tacizler Hat Safhaya Varmıştır.”

Doç.Dr. Kavak: “Kırımda Tacizler Hat Safhaya Varmıştır.”Ukrayna’da yaşanan iç karışıklıklar sonrasında Kırım Parlamentosu 6 Mart 2014 tarihinde Rusya’ya katılma kararı aldı. Karar üzerine 16 Martta yapılan,  Kırım Tatarları’nın boykot ettiği referandumun sonucu Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin Rusya’ya bağlanması yönünde oldu. Rusya hızlı bir şekilde dünya kamuoyunun tüm tepkilerine rağmen Kırım’ın bağımsızlığını tanındı. Yaşanan bu gelişmeler bölgenin önemini bir kez daha gündeme getirdi. Olayları kavrayabilmemiz, bölgenin nüfus yapısını ve Kırım Tatarları açısından gelişmelerini değerlendirebilmek için Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Nuri Kavak ile konuştuk.

Doç. Dr. Nuri Kavak: Kırım’ın anavatan olarak kimlere aitliği konusunu kavramak için bölgede yaşanan nüfus değişimleri ve zorunlu göçleri, soykırımları, geçmişi iyi bilmek lazım. Aksi takdirde bugünden bakarsak: “Evet, bugün Kırım’ın %58’i Rustur’’ ama bu %58 Rus nüfusun nasıl oluştuğunu iyi bilmemiz lazım. Şu haliyle ortada olan hukuksuzluğu, yanlışlığı görme şansımız olamaz. Tarihle ilgili okuyanlar bilirler ki Kırım Tatarları; Orta Asya’dan çıkan Avrupa içlerine doğru giden Türklerin, Karadeniz’in Kuzey’inden geçen Kıpçak Türkleri’nin bir uzantısıdır. Türkler buraya ne zaman geldi derseniz; ilk olarak İskitler döneminde buraya gelerek yerleştikler. Daha sonra Hazarlar, Peçenekler, Kıpçaklar.. Onun sonrasında da Altın Orda Devleti bölgeye hakim olmuştur. Altın Orda Devleti 1391-1395’te iki kez Timur’a karşı yenildi ve parçalanarak birçok devlete ayrıldı. Bunlardan birisi Kırım Hanlığı, diğeri de Moskova Knezliği’dir. Aşağı doğru bakarsak Kazan Hanlığı, Astıran Hanlığı bulunmaktadır. Ama bizim için bu coğrafya önemlidir. Burada Ruslar’dan çok daha önce Kırım Tatarları vardı. Nitekim 1441’de de Kırım Hanlığı bağımsız bir devlet olarak Hacı Geray’ın liderliğinde burada kurulacak, siyasi bir birlik sağlanacak, boylar bir araya gelecek ve Kırım’da büyük bir devlet kurulmuş olacak. Hacı Geray’dan sonra tahta geçen Mengli Geray 1475’te Cenevizliler tarafından Kefe’de esir tutulunca tekrar Osmanlı Devleti’nden yardım istenmiştir. Fatih, Gedik Ahmet Paşa komutasında büyük bir donanma yollamıştır. 1475’te giden donanma hem Cenevizlileri buradan attı, hem de Mengli Geray’la Osmanlı Devleti’nin yaptığı bir ahitname üzerine Kırım Hanlığı içişlerinde özerk, dış işlerinde Osmanlı Devleti’ne nispeten bağlı bir duruma getirilmiştir. Osmanlı Devleti ilk defa etnik ve dinsel olarak kendiyle benzer olan bir parçayı kendine bağlamıştır. Netice itibari ile iki Türk Devleti’nin tarihte benzeri olmayan birlik süreci başlamıştır. Bu olay 1783’e kadar gitmiştir. 1783 tarihi Kırım’ın Ruslar tarafından işgal edildiği tarihtir.

“Kırım’ı biz almazsak Türkiye buraya müdahale edecek’’

Şu an Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesinin hukuki ve geçmişine dair bir takım gerekçelerini ortaya çıkarabilmek için Küçük Kaynarca Antlaşmasına dayanarak Türkiye’nin Kırım’a müdahale etme niyetinde olduğu propagandası yapılmaktadır. Hepinizin de bildiği üzere bu antlaşmayla Kırım’a bağımsızlık statüsü verilmiştir. Osmanlı ile tabiiyeti sadece dini kalmak üzere bağımsız olmuştur. Rusya’da bağımsızlığını tanıyorum demiştir. Yani 1774’te, Kırım Hanlığı siyasi ve askeri olarak yeni bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. Bugün Ruslar, Ukrayna dağıldığı takdirde bu antlaşmanın işlevlik kazandığını ve Kırım’a Türklerin el koyacağı gibi bir korku teorileri üreterek şu an ‘’Kırım’ı biz almazsak Türkiye buraya müdahale edecek’’ şeklinde kullanmaktalar. Kırım’da Ruslar arasında kara bir propaganda yapıldığını duyuyoruz. Dikkat ederseniz de şu an BM temsilcisi bile Kırım’da gezemiyor, bir kafede hapis kalıyor, hırpalanıyor ve oradan İstanbul’a kaçarak canını kurtarıyor. Kırım’da bulunan Ruslar, ciddi anlamda Kırım’ın statüsünün Rusya’dan kopacağı noktasına getirerek sokağa dökülmüş durumdalar. İşte biz buna alet olmamalıyız ve 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan doğan bu durumu Türkiye dile getirmemiştir.

“Kırım’ın Ruslar tarafından işgali sırasında 50.000’in üzerinde Kırım Tatarı katledildi.”

General Potemkin komutasındaki Rus ordusu 1783 tarihinde Kırım’a girmiştir. Karasu, bugün Karasubazar şehrinde General Potemkin.  Kırım’ın II.Katarina’ya bağlı olduğunu ilan ederken o gün yaklaşık 50.000’in üzerinde Kırım Tatarı’nı katlederek ilan etmiştir. Yani Kırım, 1783’te maalesef çok ciddi bir katliamın sonrasında Rusya’ya bağlanmıştır. Zihinlerden bu katliam hiçbir zaman silinmemiştir. Bu tarih kötü günlerin başlangıcı olmuştur.

“Ruslar ile Kırım Tatarları’nın bir arada olması bizim zihnimizde yok olmakla eş anlamdadır”

O sebepten dolayıdır ki Kırım’ın şu an geldiği nokta itibari ile Ruslarla ilişkilendirilmesi bizim için, Kırım Tatarları için geçmişteki o kâbusun tekrar yaşanması anlamına geliyor. Kırım Harbi sonrası Ruslar bir taraftan Kafkasya’da bir taraftan da Kırım üzerinde yoğun bir askeri harekât yürüttüler ve nitekim Kafkasya’da büyük bir direnişin lideri olan Şeyh Şamil’i 1859’da esir alarak direnişi bitirdiler. 1860 yılında o bölgede de ciddi bir kırılma yaşandı, aynı tarihlerde Kırım’da da Ruslar Kırım Tatarlarının ülkeyi terk etmesi noktasında askeri ve her türlü baskıyı azami derecede arttırdılar.

Kırım Tatarları’na karşı yapılan baskıdan, hatta oradaki nüfusu asimile etmekten, sürgüne maruz bırakmaktan söz ediyoruz. Kırım’ın coğrafi olarak önemini de anlatırsak sanırım olayların sebepleri daha net şekillenecek.

“Karadeniz’e sahip olmak Kırım’dan geçer…”

Kırım, Karadeniz’in içine uzanan bir yarımadadır. Büyüklüğünden ziyade stratejik ve jeopolitik konumu hat safhadadır. Yani Karadeniz’e sahip olmak nereden geçer derseniz, Kırım’dan geçer. Tabi bir de Ruslar Karadeniz’e hakim olmakla yetinmeyecektir, Ruslar Çar Petro’dan beridir sıcak denizlere inmeyi hedeflemişlerdir. Çünkü Kuzey, yani Kuzey Buz Denizi’nden dolayı Rusya’nın dünyaya açılması için uygun değil, ayrıca yol güzergahı üzerinden Almanya, İngiltere ve Fransa gibi çok güçlü devletler var. O yüzden Rusya’nın dünyayla deniz yolu ile buluşabileceği en kabul edilebilir ve mantıklı yol Karadeniz, Boğazlar, Ege ve Akdeniz’dir. Bu hiçbir zaman Rusların zihninden gitmemiştir.

Bugün bizim Antalya’mız ne ise o coğrafyanın Antalya’sı Kırım’dır. Bugün Kırım’da çok ciddi bir Rus elit zümresi yaşam sürmektedir. İklim ve denizle olan alakasından dolayı da çok kıymetli bir coğrafyadır.

Uzun süre öncesinden beri Kırım’da Ruslar bu konumu iyi bildiklerinden dolayı Osmanlı’ya yakın Müslüman bir Kırım Tatarını hiç istemediler. Yaklaşık 1860-1922 tarihleri arasında tam 1.800.000 Kırım Tatar’ı göç ettirilmiştir. Bunların yaklaşık 1/3’ü Romanya, Dobruca, Köstence diğer büyük bir kısmı Anadolu’ya göç ettirilmiştir. Bugün Anadolu’da, Hakkâri hariç her yerde Kırım Tatarı bulmak mümkündür. Türkiye’de yaklaşık 6-7 milyon civarında Kırım Tatarı yaşamakta.

Çok ciddi bir göçten bahsediyorsunuz.

Tabi ki öyle…18 Mayıs 1944’teki soykırımı anlatmamız lazım. Onu anlatırsak şu anki nüfus verilerini söyleyebiliriz rahatlıkla. 18 Mayıs 1944 tarihi esnasında sizler de iyi biliyorsunuz ki Ruslar, Tatar gençleri Kızıl orduya asker olarak kaydetti. Geride Kırım’da kalan kadın, çoluk, çocuk ve yaşlıları ise Sibirya, Tacikistan ve Özbekistan topraklarına göç ettirdiler. Yaklaşık yarım milyona yakın insan bu göçe tabii tutulmuştur. Bunun da hemen hemen yarısı yollarda hastalıktan, açlıktan, yokluktan, sıkıntıdan ya da Rusların değişik şekildeki eziyetlerinden, gittikleri geçtikleri yerlerdeki insanların zulmünden maalesef resmen katledilmişlerdir. Bakın altını çiziyorum. Tatar gençleri Rus Ordusunda 2. Dünya Savaşı sırasında askerken, yani Rusların vatanını savunurken arkada bıraktıkları anneleri, ablaları, abileri, dedeleri, çocukları ve kardeşlerine maalesef savunmasız insanları trenlere bindirerek sadece bir on beş dakika süre vermişlerdir.  Sibirya’nın uçsuz bucaksız köşelerine Tacikistan’a, Özbekistan’a göç ettirmişler ve bu olumsuz şartlarda yarım milyonluk göçün yarısı yollarda maalesef katledilmiştir. 1860-1922’ye kadar 1 milyon 800 bin insanın göç ettiğini söyledik. Artı 18 Mayıs 1944 tarihinde de yarım milyon insan buradan göç ettirildi. Yaklaşık seksen binden de fazla Kırım Tatar genci Kızıl Ordu da 2. Dünya Savaşında savaşmak üzere silahaltına alındı. Şimdi bunlardan sonra Kırım’da ne kalabilir sizce. Neredeyse Kırım Tatarsız bir hale geldi. Ama çok şükür 1991 yılından sonra Sibirya’dan işte Özbekistan’ın Tacikistan’ın o çöllerinden gelenler ile beraber bugün yaklaşık olarak 350-400 bin Kırım Tatarı şu an Kırım’da var olma mücadelesi veriyorlar.

Bölgenin en kritik yerlerinden Sivasopol’un önemi hakkında neler söylersiniz?

Televizyonlarda bu ara çok gündemde olduğu için bu konu, belki görüyorsunuzdur. 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Ukrayna diye bir devlet ortaya çıktı. Tabi Kırım bölgesi 1954’e kadar Ukrayna’ya bağlı görünmüyordu.  Nikita Hruşçev’un genel sekreterliği döneminde Ukrayna’nın Rusya’daki, Sovyetler Birliği’ndeki devlete katkılarından dolayı Kırım onlara bağlanmış. O gün için Ukrayna’ya Kırım’ın bağlanması muhtemelen Ruslar için çok da bir şey ifade etmiyordu. Ama ne var ki 1991 yılında Sovyetler Birliği ortadan kalkınca, işte o 1954’teki ‘hizmetlerinizden dolayı Kırım’ı size bağladık’ denilen o kritik coğrafya birden Ukrayna’nın elinde daimi hale düştü. İşte bu noktada 1991 yılında Kırım’ın statüsü noktasında, Ruslar da çok fazla yaşadığından dolayı artı biraz evvel işaret ettiğimiz Sivastopol’daki Akyar Limanı (bugün yaklaşık 300 gemiden oluşan Rusya’nın Karadeniz donanması dünyanın en büyük donanmalarından biridir) buranın önemi gündeme geldi. Ben kendim Sivastopol’a gittim. Bizzat orada gezdim, yani her yer Rus bahriyeli askeri ve her taraf gemi kaynıyor. O yüzden, Kırım’ın nüfusu, Sivastopol’dan dolayı özerk bir cumhuriyet statüsü olarak belirlendi. Sivastopol’u da bu özerk cumhuriyetin içerisinden kiralanmış bir yer toprak parçası yani Rusya’nın direkt tasarruf ettiği ayrı bir bölge olarak adı kondu.

Hocam tarihi olayları, bölgenin önemini ve nüfus değişimlerini anlattınız bugün yaşanan olayların önemini daha rahat kavranması açısından. Peki bu olaylar çerçevesinden baktığımızda bugün Kırım’da yapılan referandum ve sonrasında Kırım’ın (her ne kadar birçok AB, ABD, Türkiye tanımasa da) Rusya’ya bağlanması konusunda neler söylersiniz?

Bugün Kırım’da Rusların organize ettiği referandumda % 96 bağımsızlık yönünde bir kararın çıktığı dünyaya ilan edildi. Ardından da Bağımsız Kırım Cumhuriyeti Rusya’ya bağlanma kararı alarak talebini iletti. Rusya ise geçmişten beridir Kırım’ın bir Rus toprağı olduğunu dünyaya duyurarak talebi imza etmiştir. Başta A.B.D. ve AB yaklaşık 21 Rus ileri gelenine vize yasağı koydu, işbirliğini azaltma gibi kararlar alarak tepkilerini gösterdiler. Ancak Rusya lideri Putin yapılanlara ve yapılacaklara karşı kendilerinin de bir takım kozları olduğunu bildirerek resmen dünyaya meydan okumuştur. Türkiye bu konuda itidali tavsiye etmekle içerideki seçim sürecine odaklanmış durumdadır. Üstelik Türkiye-Rusya ticaret hacminin büyüklüğünden ötürü konunun hassas olduğunu dile getirenler bile bulunmakta.

“Kırımda tacizler hat safhaya varmıştır.”

Bundan sonra nasıl gelişmeler bizleri bekliyor?

Konuşmamı sonlandırırken bir konuya işaret etmem gerekiyor. Rusya’nın lideri Putin A.B.D.’li siyasetçi ve diplomat Henry Kissinger’e “Tarihi kazanımlarımızı beceriksiz bir lider yüzünden kaybettik.” diyerek S.S.C.B.’nin dağılmasını hiçbir zaman kabul etmediğini ifade etmiştir. Aslında bugüne yansıyanlar Putin’li Rusya ile farklı bir dünyayı konuşmaya başlayacağımızı gösteriyor. A.B.D. ve AB’nin Suriye hamlesine karşı Rusya’nın bende varım demesidir. İki kutuplu dünya özlemi çeken Putin, batının İslam fobisi üzerinden olağanüstü artan enerji fiyatları ile beslenerek bugüne getirdiği bir canavardır. Eğer A.B.D. ve AB netice alamazlarsa durumun çok vahim olduğuna dair bazı emareler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bir Tatar gösterici evinden gece alınıp götürülmüş ve birkaç gün sonra da işkence edilmiş cesedi bulunmuştur. Otobüste Tatarca konuşan bir genç öldürülesiye kadar dövülmüştür. Gelen haberlere göre hemen hemen her Tatar evinin önünde bir Rus askeri şu an bekliyor durumda. Değişik şekillerde tacizler hat safhaya varmıştır. Kısacası belki dünyanın gözü önünde 18 Mayıs 1944 tekrar sergilenmeyecek belki ama yine de Tatarlar Kırım’dan bir türlü atılacaklar.

Röportaj:  Gülşah Baruk

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ÇOMÜ Haber 21 Ekim 2019, Pazartesi